Bushcraft ve “Orman Gözü”

Bushcraft ile “Doğaya Uyum Adabı”
15 Aralık 2016
Survival (Hayatı İdame Disiplini) nedir?
15 Aralık 2016
Hepsini Göster

Bushcraft ve “Orman Gözü”

     Bushcraft (Doğada Hayatı İdame Disiplini); genel olarak “Doğada Yaşayabilme Becerisine” dayalı olarak, tamamen doğa şartlarında, doğal materyaller ile doğanın bize sunduğu, doğadan direkt olarak elde edebileceğimiz olanaklardan faydalanarak ilkel/doğal metodlarla doğada hayatımızı sürdürebilme ve doğa şartlarında yaşayabilme durumuna karşılık gelen yaşam disiplinidir. Bu bağlamda, bushcraft temelde bir yaşam süreci için (süreli veya bir ömür boyu) “doğada hayatı idameci” ye gerekli olan en önemli iki olgu “Net Bilimsel Bilgi” ve “Fiili Tecrübe” dir. Bushcraft temelde, bu iki olgu birbirlerine çok sıkı şekilde bağlı ve birbirlerini tamamlayan doğada hayatı idame sağlayıcılarıdırlar. Bu durumu bir soru sorup, daha sonra soruyu cevaplayarak açıklamaya çalışalım;

     -Doğada, hiçbir yardım almadan, tamamen ilkel şartlarda ve doğanın bize sunduğu nimetlerden faydalanarak belli süreliğine veya sürekli olarak hayatımızı sürdürebilmemiz için bize gerekli olan en önemli şeyler nelerdir?

     Yukarıdaki bu soruyu sorduğumuz zaman genellikle tekdüze, aceleyle yapılan yorumların veya verilen cevapların çoğu şöyle oluyor; “Soğuktan, sıcaktan, dışarıdaki tehlikelerden korunabileceğimiz bir barınak, yeterli su ve gıda en önemli olmazsa olmazlardır.”.
     Fakat burada verilen cevap doğru ve yeterli bir cevap değildir. Barınak da, su da, gıda da ve doğada yaşam için gerekli diğer tüm gereksinimler de doğada zaten mevcut. Yalnız burada göz ardı edilmemesi gereken durum, “Barınak, su, gıda ve doğada yaşam için gerekli olan diğer tüm gereksinimleri doğru şekilde, hayatımız için risk içermeyecek şekilde nasıl elde edeceğimizi ve doğayla nasıl bütünleşerek yaşayabileceğimizi bilme ve uygulayabilme durumudur. Yeterli “Net Bilimsel Bilgi” ve “Fiili Arazi Tecrübesi” yoksa ne barınak, ne su, ne gıda ve diğer tüm ihtiyaçlar doğada size kendisi gelmeyecektir. Yanınızda bir miktar kumanyanız, ihtiyaç malzemeleriniz vs. olsa da belli süre sonra tükenecek ve yine doğaya muhtaç kalacaksınız. Fakat yeterli bilimsel dağarcığa ve fiili arazi tecrübesi pratikliğine sahipseniz doğadan barınak, su, gıda ve diğer tüm ihtiyaçları kendiniz doğru ve risksiz şekilde temin edebilirsiniz. Yani bilimsel dağarcık ve fiili arazi tecrübesi doğada insana gerekli olan en önemli iki olgudur.”. Fırsat buldukça vurgulayarak söylediğim bir sözüm vardır;

“Hiçbir canlı doğayla mücadele edemez !!! Doğaya uyum sağlayabildiğin oranda, gösterdiğin saygı nispetinde doğa sana imkan tanıyarak hayatta kalmanı sağlar. Mücadele etmeye çalışma, SAYGI DUY ve UYUM SAĞLA !!!”. Bu sözden yola çıkarsak, nasıl ki dilini bilmediğiniz milletten bir insanla konuşarak anlaşamazsanız, doğa da böyledir. Doğada yaşamınızı sürdürebilmeniz için, doğanın dilini önce anlayabilmeyi öğrenmeli, sonrasında da konuşabilmeyi öğrenmelisiniz ki, doğa ile anlaşabilin, ona isteklerinizi söyleyebilin, onun isteklerini dinleyerek doğru şekilde karşılık verebilin.
Burada anlatmak istediğim durum; bütünü oluşturan hiçbir parça (insanoğlu da dahil olmak üzere doğayı oluşturan tüm canlılar) bütünün gücüne ve kudretine karşı durma şansına sahip değildir. Dolayısıyla “Doğada Yaşam Mücadelesi, Doğada Yaşam Savaşı vb.” anlatımlar yüksek oranda gerçekliğe aykırı, ajite anlatım biçimleridir. Hiçbir canlı doğanın gücü ve kudreti karşısında kendisini sınamayı dahi düşünmemelidir. Doğa ile mücadele edebileceğini düşünen veya mücadele etmeye çalışan birinin durumu, ocak ateşinden sıçrayan ve daha yere düşmeden sönecek gelir geçer bir kıvılcımın “Güneş”e karşı, “Seni yakacağım ey Güneş !!!” demesi kadar ajitasyonun doruklarında, imkanı olmayan, aynı zamanda haddini bilmeme boyutudur. Sonucu da tahmin edersiniz ki net ve kaçınılmazdır. Tüm canlıların fiziksel ve zihinsel bir dayanma limiti vardır. Dolayısı ile doğaya karşı durmaya, onunla mücadele etmeye çalışırsanız önünde sonunda limitinizin eşiğine gelecek ve bu eşiğin ilerisine geçtiğiniz anda tükenecek, doğa tarafından yutulacak ve doğanın sindirimine karışacaksınız. Bunun tarihte birçok kayıtlı örneği mevcut olup, günümüzde de benzer örnekler yaşanmaya devam etmektedir. Doğada orman gözünüzü kullanarak, doğanın size verdiği mesajları görerek, duyarak anlayabilirseniz, doğanın sizinle konuştuğuna şahit olursunuz. (Doğa aslında sürekli olarak kendisini oluşturan her bir zerresi ile konuşur, kendi işleyiş sistemini bu yolla yönetir. Sen şunu yap, sen burada bunu yapmalısın gibi mesajları kendi diliyle birçok farklı şekilde canlı ve cansız varlıklara iletip uygulatır. Önemli olan, kişinin doğanın kendisine verdiği mesajları, içinde bulunduğu doğal coğrafyadaki diğer canlı/cansız varlıklara verdiği mesajlar ile bütünleştirerek kendisine çıkarımlar sağlayabilmesidir. Doğa size iki insanın sesle konuşması şeklinde anlatımlarda bulunmaz. Doğa karşınıza belirtiler çıkarır, izler çıkarır, kendi senaryolarını size sunar. Önemli olan sizin bu detayları fark edip anlamını doğru algılayabilmeniz ve gerekli saygı/duyarlılık çerçevesinde doğaya olması gerektiği şekilde karşılık vermenizdir. Bu doğanın dilidir ki, doğayı algılamanız ve onunla iletişime geçebilmeniz için tek yol onu sürekli olarak araştırmak ve olabildiğince doğada fiili deneyimler eşliğinde yaşam sürerek zaman geçirmekten geçer.) Bunun karşılığında, doğanın dilini kullanarak ona uyum sağlayıp, siz de doğa ile konuşmayı başarırsanız, konuşabildiğiniz oranda ve ona gösterdiğiniz saygı nispetinde doğada rahat edersiniz ve hayatınızı idame ettirirsiniz. Bu, doğada erişebileceğiniz en muhteşem kademedir ki, bu noktada doğayla bütünleşebilme yetisi kazanmış olursunuz. Fakat bu anlatıldığı kadar basit bir süreç olmayıp, uzun yıllar doğada yaşam sürerek, sürekli araştırmalar yaparak doğada tatbiki ilerleyiş ile elde edilebilecek mukaddes ve saygı duyulması gereken bir özelliktir.
     Gelelim doğanın dilini anlayabilme ve konuşabilme yetisi ile yukarıdaki anlatımımda bahsettiğim “Orman Gözü” olgusuna;

     Öncelikle “Orman Gözü” nü açıklayacak olursak, bu özelliğe dünyada yaşam süren tüm canlılarda bulunan ayrı bir duyu, ayrı bir görme organı, ayrı bir göz diyebiliriz. (İnsanoğlu için üçüncü bir göz). Dünyada yaşam süren tüm canlıların yaradılışında bu göz bulunurken, direkt doğada yaşam süren (yaban ortamı olarak değerlendirilen, doğanın derinliklerinde yaşam süren hayvanlar, bitkiler vb.) canlılarda yaradılış anından itibaren açık halde bulunup, insanoğlunda ise doğuşta kapalı olup, çocukluk evresinden sonra kişinin kendi çabası ile açılabilen bir üçüncü gözdür. Bu göz bazı insanlarda tamamen açık ve çok keskin görür şekildeyken, bazılarında kısmen açık, buğulu görür durumda ve bazılarında ise ömürlerinin sonuna kadar kapalı durumdadır.

     Peki nedir bu “Orman Gözü” ?
     Bir ormanın girişinde elinizi kaldırıp, ormanın bir bölümünü işaret ederek yanınızdaki 10 kişiye şu soruyu sorun; “Burada ne görüyorsunuz?”. Bu soruya her birisi kendince ve farklı cevaplar vereceklerdir. Birisi sadece orman görüyorum diyecek, birisi ağaçlık görüyorum diyecek, birisi yeşillik görüyorum diyecek, birisi biraz daha ileriye gidecek ve örneğin baktığı yön konifer ormansa çam ağaçları görüyorum diyecek ki herkes kendince yorum yapacak. Bu tür cevaplar orman gözü kapalı insanlardan gelen cevaplar olur genelde. Orman gözü açık bir insan baktığı alandaki ağaç türlerini, bitki türlerini, bitki örtüsü türünü ve baktığı yönde gözünün görebildiği alan içerisindeki doğal yapıyı genel olarak ayrıntıları ile anlık olarak ayırt ederek çözümler. Baktığı yerde sadece yeşillik veya ağaçlık görmez. Bir söz vardır; “Bakmak ve Görmek” farklı olgulardır. Yine basit bir örnekle açıklarsak; orman gözü kapalı birinin baktığı alandaki mantar öbeğini değerlendirme şekli “burada mantar var” durumundan pek fazla öteye gitmezken (öteye gitse de, “Acaba yenir mi yenmez mi?” veya “Zehirli mi, zehirsiz mi?” merakından fazlası pek beklenmez), orman gözü açık birisi mantar öbeğini “görerek” bu mantar öbeğinin hangi tür veya alt tür olduğunu tespit etmesi ile başlayan süreç, mantar öbeğinin yenilir, yenilmez, zehirli, zehirsiz olup olmama durumu, farmakolojik özellikleri, içeriğinde taşıdığı etken maddeler, ilaç yapımında kullanılabilirlik derecesi, farklı hangi amaçlarla faydalanılabileceği gibi birçok durumu değerlendirmesi, o noktada bu mantar yetişiyorsa buna bağlı olarak toprak yapısı, bölgenin iklimsel özellikleri gibi durumlara dayalı olarak başka hangi canlıların bu bölgede yaşam sürüyor olabileceği gibi birçok sentez süreci doğrultusunda bilgi ve fiili tecrübesi oranında gözlemini geliştirip değerlendirmesi ile bu süreç ihtiyacı olan bilgiyi edene kadar sürer gider. Yani “Orman Gözü” doğadaki yaşam zincirinin en küçük zerresinden en büyük yaşam formuna kadar görmeyi, bilmeyi, fiili olarak tecrübe etmeyi sağlar. Orman gözü kapalı birisi gördüğü bir yılanı, “Bu bir yılan” tekdüzeliği içerisinde değerlendirirken, orman gözü tamamen açık birisi gördüğü yılanın hangi familya dahilinde olduğunu, hangi tür yahut alt tür olduğunu, zehirli olup olmadığı, zehirli ise zehrinin içeriğindeki etken maddelerin özellikleri, türün karakteristiği vb. birçok detay konuyu detayına inceler. Orman gözünün açılabilmesi için de kişinin bireysel, zihinsel ve fiziksel çabası gereklidir. Orman gözünün açılması yolunda kat edilecek yolda zihinsel kararlılık ve fiili tecrübe yolunda fiziksel çaba çok önemlidir. Bu yolda ilerlerken “Bushcraft (Doğada Hayatı İdame Disiplini)” sistematiğinde, bilimsel veriler ışığında sürekli olarak araştırmalar yaparak büyük bir zihinsel kararlılıkla teorik dağarcığınızı geliştirebildiğiniz kadar geliştirip “öğrenmelisiniz”, dağarcığınızdaki verileri büyük bir fiziksel kararlılıkla her fırsatta doğada “fiili tecrübe” ile pekiştirerek “sentezlemelisiniz” ki doğruluğunu fiili tecrübe ile beyninizde netleştirme yoluyla orman gözünüz daha keskin görmeye başlasın. Yukarıdaki anlatımlarım arasında, bilgi ve fiili tecrübenin birbirini tamamladığını belirtmiştim. Bunlardan herhangi birisi diğeri olmadan “doğada” hiçbir işinize yaramadığı gibi, sizi hataya ve hatta ölüme kadar götürebilir. Net bilgi olmadan uygulayabileceğiniz bir alternatif olmadığı için fiili tecrübe oluşmaz, edindiğiniz bilimsel veriyi fiili tecrübe ile deneyimlemediğiniz takdirde bu bilgi sürekli olarak havada kalacak ve günün birinde bu bilgiye fiili olarak ihtiyacınız olduğunda uygulamada acemilik çekeceksiniz. Bu bağlamda, bushcraft branşı dahilinde dağarcığımızdaki bilimsel verileri fiili tecrübe ile her fırsatta pratikleştirirsek, hem söz konusu metodlarda hız ve ustalık kazanmış oluruz, hem de bu pratiklikten kaynaklı olarak orman gözümüz daha keskin görmeye başlar.
Bir insanın sadece kendi yaşam alanındaki fauna ve flora yapısındaki canlı türlerini tanıması ve bunları “ezberlemesi” orman gözünü açmaz. Orman gözünün açılması sürerlilik halinde hiç durmadan “dünya” genelindeki fauna ve flora yapılarını inceleyerek, farklı kıtalar ve bölgelerdeki doğal yaşam alanlarını, biyolojik çeşitliliği, farklı canlı türlerini ve güncel bilim literatür kayıtlarını takip etme ile yapılacak zihinsel çalışmanın arazi ortamında her fırsatta fiili tecrübe ile deneyimlenmesi yolundan geçmektedir. Önemli konulardan birisi de, bu yolda ilerlerken bilimsel literatür dışında kullanılacak herhangi bir yol bulunmamaktadır. Basit bir örnekle; Karadeniz’in özellikle Artvin dağlık bölgelerinde yöre halkı “Fagaceae” familyası dahilindeki “Fagus orientalis” (Doğu Kayını) türüne yöresel ağızla “Gürgen”, “Betulaceae” familyası dahilindeki “Carpinus betulus” (Adi Gürgen), “Carpinus orientalis” (Doğu Gürgeni) türlerine de yöresel ağızla “İstriç” demektedirler. Bu durum yöresel bir değerlendirme olduğu için tamamen yanıltıcı ve farklı bölgeler için direkt hataya götürücüdür. Fakat uluslararası bilimsel literatüre göre, örneğin “Fagus orientalis” dediğimiz zaman, bu Türkiye için nasıl ki “Doğu Kayını” türünü ifade ediyorsa, dünyanın herhangi bir noktasında da aynı türü ifade etmektedir. Bundan dolayı orman gözünün açılabilmesi için yukarıda belirttiğimi üzere, bölgesel değil dünya genelinde araştırmalar yaptığımız gibi, bilimsel literatür dilini birincil safhada, yöresel adlandırmaları da ek bilgi olarak ikincil safhada değerlendirmeye almalıyız. Bilimsel literatürün orman gözünü geliştirme yolundaki tek doğru kaynak olduğunu ispatlar nitelikte bir örneklendirme daha yapalım; ülkemizde çokça bilinen ve yöresel olarak “Kanlıca Mantarı” olarak adlandırılan bir mantar türünü ele alacak olursak, söz konusu durum “Russulaceae” familyasına dahil “Lactarius” cinsinin çeşitli türlerini kapsar nitelikte bir genellemedir aslında.
Ülkemiz genelinde Lactarius deterrimus, Lactarius salmonicolor, Lactarius deliciosus, Lactarius sanguifluus gibi türlerin hepsine birden “Kanlıca Mantarı” denilmektedir.
(Görsel olarak da birbirlerine çok benzeyip, amatör mantar avcıları tarafından çok kez karıştırılırlar.). Fakat bu örnekler aynı cins altında farklı türlerdir. Yine farklı bir örnekle, birinin gördüğü “engerek” türünü sadece engerek olarak değerlendirmesi ne kadar doğrudur tartışılır. Ülkemizde kayıt altına alınmış “Viperidae” familyasına dahil 14 “Engerek” türü bulunmaktadır ki, mesela Vipera ammodytes türüne burunlu engerek denilmesinin yanında, halk Vipera transcaucasiana türüne de burunlu engerek diyebilmektedir. Halbuki, Vipera ammodytes (Burunlu Engerek), Vipera transcaucasiana (Kafkas Burunlu Engereği) olup ikisi de farklı engerek türleridirler.
     Yukarıda verdiğimiz örnekler ve yaptığımız anlatımlar doğrultusunda sanıyorum ki “Orman Gözü” olgusunu herkes doğru şekilde algılayıp, orman gözünün nasıl açılabileceğini, geliştirilebileceğini idrak etmiştir. “Orman gözü, kararlı ve sürerlilik halinde, “Bilimsel literatür ışığında” zihinsel çaba sonucu geliştirilecek bilimsel dağarcığın, Bushcraft (Doğada Hayatı İdame Disiplini) branşı temelinde gösterilecek fiziksel çaba sonucu fiili tecrübe ile sentezlenmesinin sonucu olarak açılıp, görüşü keskinleştirilebilir.”. (Kulaktan dolma bilgilerle, yöresel inanışlar veya deneme/yanılma yöntemleri, “Bilimsel Literatür” ile kıyaslamak insanı çok ciddi hatalar çıkmazından başka bir yere götürmez. Bazı durumlarda hayatına dahi mal olabilir.).
     Orman gözü yaradılış anından itibaren sürekli açık olan, direkt doğada yaşayan canlıların (yaban ortamı olarak değerlendirilen, doğanın derinliklerinde yaşam süren hayvanlar, bitkiler vb.) orman gözünün açık olması ise özellikle hayvan türlerine bahşedilmiş muazzam bir ayrıcalık diyebiliriz. Orman gözü yukarıda da açıkladığımız gibi insanda yaradılıştan itibaren bulunup, kapalıyken ve insanın kendi çabası ile açılıp gelişebilirken, özellikle hayvan türlerinde çok keskin görür şekilde doğum anından itibaren açıktır. Bu insanoğlu ile hayvan türlerinin doğadaki yaşam dengesine en büyük örneklerden birisidir. İnsanoğlu milyonlarca yıl boyunca geçirdiği gelişim süreci sonucu beyin katmanlarında “korteks” katmanına sahip gelişmiş beyin yapısı ile sorgulama, irdeleme, kıyaslama gibi yetilere sahip olduğu için insanoğlunun güdüleri hayvan türlerine göre çok daha kördür ki, hayvan türleri ise insanoğlunun taşıdığı gelişmiş beyin yapısına göre daha az gelişmiş beyne sahip oldukları için doğal denge onlara çok daha keskin içgüdüler ve duyular sunmuştur. Doğanın insanoğluna mesajı şudur; “Sen sorgulayabilen, irdeleyebilen, kıyaslayabilen bir beyne sahipsen, benim dilimi araştırarak, sentezleyerek öğrenecek, orman gözünü açacak, keskinleştirecek ve benimle bu şekilde konuşabileceksin. Hayvanlar ise, senin onlara göre üstün bu özelliğinin yanında keskin içgüdülere sahip, orman gözü doğuştan açık ve keskin olarak seninle benim karşımda eşitliğe erişmiş durumdadırlar. İnsanoğlu, sen benim huzurumda hayvanlarla eşit haklara sahip olup, bu yaşam zincirinde hayatını idame ettireceksen, sana bahşedilmiş beyni kullanarak orman gözünü açacak, keskinleştirecek ve önce benim dilimi anlamayı, sonra konuşmayı öğreneceksin. Bu şekilde insan ve doğa birbirini anlayabilecek ve sen insan olarak doğaya uyum sağlayabildiğin oranda, gösterdiğin saygı nispetinde doğa sana imkan tanıyarak hayatta kalmanı sağlayacak.”
     Burada görülmesi gereken durum kısaca şudur; insanın sorgulama, irdeleme, kıyaslama gibi yetilere sahip beyni yanında kısıtlı duyular, doğuştan kör fakat sonradan keskinleştirilebilecek içgüdülerinin karşısında, hayvanlara da doğuştan açık bir orman gözü ile çok keskin içgüdüler ve duyular verilmiştir. Bir yılanın koku alma duyusu, bir şahinin görme duyusu, bir yarasanın duyma yetisi gibi insanoğlunun duyularına göre uç örnekler bu durumu ispatlar niteliktedir. Hayvanlar doğadaki yaşam zincirinde kendi yerlerini sürekli şekilde koruyarak, doğal dengeyi oluşturup nasıl ki, rahatlıkla yaşayabiliyorsa, doğanın kendilerine bahşettiği özelliklerinden kaynaklıdır. Mesela, Zooloji, Mikoloji, Botanik, Herpetoloji, Entomoloji, Ekoloji, Dendroloji vb. alanlarda bilimsel dağarcığa sahip olmayan ve fiili arazi tecrübesi olmayan bir insanın karşısına çıkan herhangi bir yılanın, herhangi bir balığın, herhangi mantarın, herhangi bir bitkinin zehirli olup olmadığını bilmesi mümkün değildir. Fakat denizdeki zehirli dikenlere sahip bir “Aslan Balığı” na (Pterois türleri) diğer deniz canlılarının yaklaşmaması, bir keçinin kendisi için zehirli olan bitki ve mantarlardan uzak durması, denizdeki zehirli “Mavi Halkalı Ahtapot” tan tüm deniz canlılarının uzak durmaları, Dendrobatidae familyasına dahil zehirli “Ok Kurbağası” ndan ormandaki diğer hayvan türlerinin uzak durması gibi durumlar doğanın hayvanlara sunduğu keskin orman gözü, keskin içgüdüler ve keskin duyularının sonucu olup tesadüf değildir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, yeterli bilimsel dağarcığa ve arazi tecrübesine sahip olmayan, orman gözü kapalı bir insanın bu canlıların özelliklerini sadece bakarak, içgüdüleri ve duyularıyla algılaması mümkün olmayan bir durumdur. Bu örnekler yine “Orman Gözü” nün varlığını ve önemini vurgular niteliktedir.
     Tüm bu anlatımlar doğrultusunda şunu da belirtmek gerekmektedir; “Kişinin sadece yaşam sürdüğü kısıtlı bir alan dahilindeki fauna/flora yapısında yaşam süren belli canlı türlerini sadece yöresel inanışlarla dağarcığına yerleştirmesi “Orman Gözü” nü açmaz. Örneğin, ülkemizde 300 km²’lik bir alanda yaşam süren bir bireyin sadece o alan içerisindeki canlı türlerini (bitkiler, ağaçlar, hayvanlar, mantarlar vs.) yöresel inanışlar doğrultusunda biliyor olması “Orman Gözü” nün görme yetisini bazında yetersiz kalacaktır. Bu 300 km²’lik yaşam alanından aldığınız aynı kişiyi, farklı bir kıtada, kendi bölgesinden tamamen farklı iklim, farklı bitki örtüsü, farklı arazi yapısı olan bir bölgeye bırakacak olursanız, bu kişiyi gözlemlediğiniz zaman “Orman Gözü”nün kapalı olduğunu rahatlıkla göreceksiniz. Çünkü böyle bir ortamda kendi “ezberleri” dışında hiç görmediği, bilmediği bir arazi yapısı, bitki örtüsü ve iklim şartıyla karşılaşmış, bu doğrultuda hiç bilmediği bitki, hayvan, mantar türleri gibi birçok farklı canlı türü ile karşı karşıya gelmiştir. Bu durumdan dolayı da ne yapacağını şaşıracak ve bu doğal yaşam alanında ciddi sıkıntılar yaşayacaktır. Fakat orman gözü gerçekten açık ve keskin görüşe sahip bir doğada hayatı idameci sürekli araştırma halinde olduğu için, sürekli bilimsel literatüre bağlı sistematik analiz/sentez yoluyla ilerlediği için, tüm zihinsel çalışmalarını doğada fiili olarak deneyimlediği için kendisine yeterli pratikliği kazandırmış olacak ve bir şekilde bulunduğu ortamda yararlanabileceği alternatifleri mutlaka tespit edecektir. Burada tabii ki, söz konusu hayatı idamecinin teorik dağarcığının yeterlilik seviyesi ve fiili tecrübe seviyesi rahatlık/rahatsızlık noktasında orantılı rol oynayacaktır. Örneğin, 20 yıllık bir hayatı idamecinin teorik ve pratik dağarcığı ile 2 yıllık bir hayatı idamecinin teorik ve pratik dağarcığını ele alırsak; 20 yıllık hayatı idameci böyle bir ortamda belki kendisine 15 farklı gıda alternatifi yaratabilirken, 2 yıllık hayatı idameci 3 farklı gıda alternatifi yaratabilecektir. Hak vermeliyiz ki, 20 yıllık hayatı idamecinin orman gözü 2 yıllık olana göre çok daha keskin görüşe sahip, teorik ve pratik dağarcığı daha geniş olduğu için illa ki aralarında bariz farklar olacaktır. Ama aradaki ince çizgi çok önemli;

     “Orman gözü açık bir hayatı idameci her şart altında doğayla konuşup anlaşır, doğayla uyum sağlar ve doğaya gereken saygıyı sunar. Bunun karşılığı olarak, doğa da gördüğü uyum ve saygı nispetinde nimetlerini doğada hayatı idameciye sunar. Orman gözü açık gerçek bir doğada hayatı idameci doğada her şart altında her zaman bir yolunu bulur ve doğa ile uyum içinde yaşar. Doğada yaşamasına izin verilmemiş insanoğlu ise “Orman Gözü” kapalı, doğanın dilini bilmeyen, doğaya gerekli saygıyı göstermeyen, kendi egoları için doğaya meydan okuma cürretinde bulunabilecek düzeyde deli cesaretliler olmuşlardır her zaman. Doğanın bağrına bastıkları ise; Orman gözü keskin görenler !!! ”.

     Orman gözü açık olanların tüm dünyada her geçen gün daha da artması dileğiyle.

Barış ARISOY

Duyduk duymadık diyen kalmasın...Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on LinkedInShare on Google+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir